Zincirleri Kırma Sanatı

Türk toplumunun ezelden beridir Dünya üzerinde çok yanlış tasvir edildiğine inanan bir vatandaş olarak gittikçe zıvanadan çıkmış olduğumuza kanaat getirmekteyim. Cesaretin, vatanseverliğin, milliyetçiliğin, kültür ve medeniyetin simgesi olan toplumumuzun zaman geçtikçe nasıl yozlaştığına şahit olmak gerçekten milli duygularımızı öldürüyor. Politik olarak bakarsak bu meseleye, parçalanmaya 1950'li yıllarda başladığımızı söyleyebilirim. Müthiş bir siyasi zekaya ve bir o kadar da askeri zekaya sahip olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bırakmak istediği Türk kültüründen ne kadar uzak olduğumuzu o yıllardan bugüne yaşanan olaylar çerçevesinde baktığımız zaman çok iyi anlayacağınıza inanıyorum. 

Yaşanan ekonomik krizler, devlet makamlarının kişilerin çıkarlarına uyacak şekilde KULLANILMASI ve meydana çıkıp "Devlet sizin babanızdır!" görüşünü halka sürekli empoze edip kendilerini dokunulmaz bir mevkiye ulaştırmalarıyla başlayan bir süreç oldu bu. Daha sonrasında "Devletin malı deniz yemeyen keriz." sloganına vesile oldular. Bu işte ikiyüzlülüktür. Otoriter rejimler, dini baskılar ve ideoloji çatışmalarıyla öyle ya da böyle ayakta durmaya çalışan Türkiye, TSK'nın ellerine bakar duruma geldi. Bir kurtarıcı, tutunacak dal olarak gördü. İktidarların da unuttuğu bir meseleydi TSK. Günümüzde neden devlete bağlandığını tahmin edebilirsiniz diye düşünmekteyim. 

Yanlış anlaşılsın istemiyorum, ben hem Türk milliyetçisiyim hem de devletçiyim. Bu ideolojilerle hiçbir sıkıntım yok. Hatta devletimize yapılan her hakarette, saldırıda devletimin yanında saf tutuyorum. Hükümetlerin almış olduğu kararlar ile Türk devleti arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar cahil bir toplum arasında yaşıyoruz ayrıca. Binlerce yıldır süregelen bu devletçilik anlayışını günümüz siyasetinden silmeyi hedefleyen partilerin seçime girme haklarının bile ellerinden alınması gerektiğini düşünüyorum. Otoriter devlet, güçlü devlet her zaman bu toplumun gelişmesinde rol oynayacaktır. Bakınız otoriter rejimden bahsetmiyorum. Otoriter devlet! Devletimiz var olsun...

Devlet idaresinin yanlış ellere geçmesi durumunda neler olduğunu yetmiş senedir görmekteyiz. Biz istiyoruz ki bu otorite yanlış ellere geçirilip rezil etmesinler kutsal makamları. Günümüzde en ufak bir olayda topa tutulan bir kurum haline gelmesinin sebebi de bu güçler. Türkiye devletinin ve TSK'nın dini, inanışları olamaz. İdeolojisi ise Atatürkçülüktür! 

Fakiri yönetmek kolaydır. Beynini yıkamak kolaydır. Halkı fakirleştirip güya halkını seven büyükler karınlarını doyururken, gariban da kıraathanelerde vatan kurtarmaya baksın. Otoriteyi seven Türk halkının bu huyunu kullanıp başını ezdikçe ezdiler. Yazıklar olsun! Bu başlar eğildikçe kopmaya yaklaşır vaziyete gelecektir! Kopmanın eşiğindeyiz. Fakirleştikçe insanın önceliği ekmek ve sudan ibaret oldukça özgür beyinler yetişmeyecektir bu toplumda. "Aman ahali din elden gidiyor, laikçiler yine yapmış yapacağını!" deyip birtakım okları düşünürlere doğru çevirdikten sonra elbette bu adamlar denizin nimetlerinden faydalanacaktır. 

Halkımızı sorgulamayan, araştırmayan, bilgiden tiksindiren bireyler haline getirdiler. Sokaklar çöp dolu, herkesin suratı beş karış...

Daha sonra da oturup kendimizi eleştirmeye koyuluruz. "Her şeyi politikaya bağlamayın!" derler. Türkiye'de içtiğimiz suyun bile bağlanacağı politik bir nokta vardır sevgili vatandaşım. 1999 senesinde nasıl profesörleri oturup saatlerce dinlediysek ve daha sonradan buruşturup çöpe attıysak, bugünlerde de aynı şeyleri yaşamaktayız. Profesörlerimiz ekranlarda bir şeyler anlatmaya çalışırken, Anadolu'nun bir kasabasında oturan Mehmet ağa, elindeki Amerikan malı telefonla ahkam kesmekte. Hocalara "dinsiz bunlar atın gitsin!" demek ile karanlık ortaçağda simyacıların, şifacıların "cadı" diye meydanlarda yakılması aynı zihniyetin artığı değil midir? 

En ufak krizde birbirimize bıçağı takan insanlarız ama yeri gelince ünlülere ahlaksız yakıştırmasını yapanlar da bizleriz. Eminim ki hayat kadınları bile içimizdeki çoğu ikiyüzlülerden daha namusludur. Her türlü pisliği, iftirayı, hakareti, nefreti taşıyıp daha sonra da kendine şerefli diyebilen insan kaynıyor. Kimse de çıkıp bunun hakkında iki kelam etmiyor. İçimizde pedofilisi, zoofilisi, katili, tecavüzcüsü, sapığı, sahtekarı, dolandırıcısı, istismarcısı, gericisi, cahili, akılsızı varken ahlaktan en uzak olan insanlar villalarında oturan sanatçılar değil mi? Evet böyle düşünmeye devam edelim...

Liyakatsizliğin, eğitim kurumlarının da bu hale gelmesinin sorumlusu da bu güçlerdir. Biyolojiden evrim kanunlarını çıkaralım, zorunlu din dersi yapalım. Çocuklar sayfalarca formülü, kuralları ezberlemeye çalışıp şık yuvarlayarak gelecek belirlesin ki kafaları başka şeyle meşgul olmasın. Karnını  daha akrabalarımız doyuracak sonuçta. Okullarımızda işe yarar neredeyse hiçbir şey öğretilmezken, boşa geçen on iki senemiz varken, her şehre üniversiteler açılırken neden kimse çıkıp itiraz etmedi? Neden kimse konuşmadı? Okumuş aileler bile "Aman çocuğum okusun elinde diploması olsun" kafasıyla genç beyinlere işkence çektiriyor akıl alır şeyler değil bunlar. Yani seksen bir ilde de üniversite olması verilen eğitimlerin kalitesi hakkında size de ipuçları vermiyor mu sevgili vatandaşlarım? Sizce de memleketin diplomalı adama mı ihtiyacı var? 

Kafamıza tonlarca gereksiz bilgiyi yirmi sene çivileyip, daha sonra da iş ararken "Aaa ama ben amcamın oğluna verdim o işi sen başka yere bak." demek ne kadar adi bir harekettir sorarım sizlere. Çok değerli hocalarımız, okullarımız mevcut elbette. Genele vurduğumuz zaman ortaya çıkan tablodan bahsediyorum. Yoksa eserde kullanılan canlı bir renk, bütün tablonun akıbetini belirleyemez değil mi? 

Çözüm üretmeye kalkışalım o zaman. Fakat bu hemen olacak bir iş değil. Minimum yirmi yıla daha ihtiyacımız var bu cahil toplumu temizlemek için. Ortalaması doksan olan IQ seviyesini birkaç tık daha yükseltmek adına en azından...

Dogmalara inanan, yerlere tükürükler saçan, cehalet kokan insanlardan sadece ve sadece çalışarak kurtulabiliriz. Okumadan, araştırmadan, sorgulamadan, elimizi taşın altına koymadan olacak işler değil bunlar. Yatağın içinde sosyal medyada gezip "Evet ya halkımız cahil" demekle maalesef olmuyor bu işler Türk genci! Özellikle bizim jenerasyonumuzun insanlarında da büyük bir cahillik söz konusu. Bu internet ve hızlı bilgi edinme araçları gerçekten de bilginin yüceliğini, erişilebilirliğini hafife alacak hale geldi. Bilgiye o kadar hızlı erişebiliyoruz ki bilginin değeri bile kalmadı. On saniye, on beş saniye süren ve hızlıca geçen videolardan öğrendiğimiz uçucu bilgilerle hayatımızı idame ettiriyoruz. Elbette eğleneceğiz ama en azından bilgi için biraz olsun çabalamamız gerekiyor. Elbette sokaklarda gezeceğiz, oyunlar oynayıp şarkılar dinleyeceğiz. Fakat lütfen kolay para kazanma yollarını değil, bilgiye erişmenin yollarını arayalım. Nasıl popüler olurum kaygısıyla değil, "Bugün neler öğreneceğim acaba?" hevesiyle yaşayın arkadaşlar. 

Son kalemiz Türk gençliğidir. Siz de akrabalarınızın düştüğü hataya düşmeyin. Hadi kendiniz için yapmak istemiyorsunuz, bari Gazi Mustafa Kemal Paşa için yarınları oluşturalım. Onun istediği Türkiye'yi inşa edelim. Adının silinmeye çalışıldığı bu dönemde Atatürk'ün mirasına sahip çıkalım. Bizden de Fatihler, Yavuzlar, Kemaller, Süleymanlar, Abdülhamidler, Cengizler, Oğuzlar, Hakanlar, Timurlar çıkabileceğini bütün dünyaya gösterelim! Bizden de Aziz Sancarlar, İlber Ortaylılar, Celal Şengörler, Ali Kuşçular, Ahmet Çelebiler çıkabileceğini gösterelim. Yok olmaya mahkum edilmiş Türkçülüğün arkasında duralım. Dört bir yandan sarmış Arap istilasını durdurup kültürlerini reddedelim. Hür ırkın çocukları olarak silkelenip bu memleketi hep beraber bağımsız günlerine döndürelim. Atalarımızı gururlandıralım. Sözlerimi Beethoven'ın küçük hayranına yazdığı mektuptan bir cümle ile bitirmek istiyorum:

"Yalnızca bilim ve sanat insanı uluhiyete ulaştırır."

Esenlikler...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çağımızın Kanayan Yarası: Kültür Emperyalizmi

Tarihsel Eleştiriye Göre The Pianist Filmi

Eleştirel Düşünme Biçimlerine Göre Truman Show