Çağımızın Kanayan Yarası: Kültür Emperyalizmi
Bu sabah uyandığınızda yaptığınız ilk iş ne oldu? Apple marka telefonunuzdan Instagram üzerinden gelen "DM" kutunuzu mu kontrol ettiniz? Yoksa işe giderken ayılmak için bir Starbucks kahvesi mi içtiniz? Yoksa dünden kalan, yemek hazırlamaya üşendiğiniz için sipariş ettiğiniz yarım Burger King'inizi mi ağzınıza tıkıştırdınız? Eğer cevabınız bu veya bu tarzda eylemlerdense bazı güçlerin istediği hayatı yaşıyorsunuz demektir.
Yazıya devam etmeden önce kültür emperyalizmini biraz açıklayayım isterseniz. Basitçe kültür emperyalizmi, bir ülkenin kendi kültürel değerlerini ve ideolojisini başka bir ülkenin halkına (zorla veya propagandayla) benimsetmesidir. Önceleri bu sömürüler savaşlar dolayısıyla ortaya çıkarken, modern çağda (Özellikle 1940'lı yıllardan sonra) bu sömürüler kibrit bile yakılmadan daha efektif bir şekilde yapılabiliyor. Artık günümüzde öyle bir hâl aldı ki, kültürel etkileşimler savaş doğurmaya başlar oldu. Bugün bile bu tarz vakaların sayısız örneğini görmekteyiz. İç isyanlar, iç savaşlar, darbeler, siyasi dengeler hep dışardan bir müdahale ile yapılmakta. Örneğin Saddam Hüseyin'in Irak mahkemelerince yargılanması ve idam edilmesi. Her ne kadar mahkeme Iraklılar tarafından yürütülmüş olsa da bu tamamen ABD'nin Saddam propagandaları ile halkı kendi liderlerine karşı kinlendirmelerinden kaynaklanıyor. Çizgi dizilerde, filmlerde, video oyunlarında hatta müziklerde bile Saddam Hüseyin için vatan haini damgası vuruldu. Elini kana bulayıp üstüne hiçbir şey yokmuş gibi kitle iletişim araçlarını kullanıp "Lideriniz haindir" diyebilen hatta başarabilen bir güçten bahsediyoruz. Sahi, ABD neden Irak ile uğraşsın ki?
ABD hükümeti o yıllarda Saddam Hüseyin'in kitle imha silahı ürettiğine dair yalan iddialar ortaya atıyordu. Ki daha sonradan bunların düzmece olduğu ortaya çıktı. "Barış yanlısı" ABD hükümeti kitle imha silahlarını ortadan kaldırıp demokrasi getirecekti. Fakat medyanın sürekli unuttuğu bir şey var ise (ABD ve İsrail menşei araçlar) o da bilimin geliştiği süreçten beridir günümüze kadar uzanan bu zaman içinde ABD'nin birçok kez bu tarz imha silahlarını kullandığıdır. Hatta nükleer bombaları ilk ve tek kullanan ülke unvanına (!) sahiptir.
- 6 Ağustos 1945/ Hiroşima'ya atılan "Little Boy" isimli uranyum bombası
- 9 Ağustos 1945/ Nagasaki'ye atılan "Fat Man" isimli plütonyum bombası
- 1940'larda yürütülen biyolojik silah çalışmaları
- Vietnam Savaşı esnasında üretilen "Agent Orange" isimli kimyasal defoliant
Bunlar yalnızca bilinen çalışmalar.
11 Eylül saldırıları da Irak hükümetine düşman olmak için kendilerince yeterli bir sebepti. Çünkü saldırıyı üstlenen El Kaide, Irak'ta etkin bir örgüttü. Her ne kadar El Kaide saldırıları üstlense de saldırıların net bir şekilde El Kaide tarafından yapıldığı hiçbir zaman kanıtlanmamıştır. Tabii bunlar medyanın söyledikleri. Çünkü El Kaide'nin CIA tarafından desteklendiği hatta kurulduğu (IŞID söylentileri gibi) öne sürülür. Çünkü 1979 yılında Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal etmesiyle ABD, Afgan mücahitleri desteklemeye başlamıştı. Bu destek CIA tarafından "Cyclone Operasyonu" olarak kayıtlara geçti. Mücahitlere silah, para, eğitim gibi olanaklar sağlandı. Mücahitlere Pakistan ve Suudi Arabistan'dan da destek gecikmedi. Daha sonradan içlerinden bir grup Usame bin Ladin'in liderlik ettiği El Kaide'yi kuracaktı. Böylelikle "kusursuz" cihat ağının temelleri atılmış oldu. Bunlar her ne kadar teori olarak kalsa da imkansız değiller.
ABD'nin Saddam Hüseyin'e karşı savaş açmasının bir diğer sebebi ise Irak'ın o dönemki yönetim şeklindendi. ABD her zaman olduğu gibi işine gelmeyen rejimleri diktatörlükle suçlayıp kahraman olma peşindeydi. Tıpkı Vietnam'daki gibi. Rezil olup okyanuslarına geri döndüler. Demokrasi adı altında yüzlerce insanı öldürdüler. İnsan dışı işkenceler yaptılar. Hepsi altı boşaltılmış tamamen uydurma bir özgürlük içindi. Demokrasi, ABD için yalnızca mason locasının seçtiği kişileri halka sunmaktan ibaretti. Bu da yetmezmiş gibi Orta Doğu'nun (Türkiye dahil) kaderine bile el attılar. Irak çıkartmasında insan hakları, Kürt hakları adı altında Orta Doğu'yu kan gölüne çevirmiştir. İslam düşmanlığı dışında hiçbir şey akıllarından geçmiyordu. Öldürülen Kürtler umurlarında bile değildi.
Demokrasi dedikleri zırvalık ise Büyük Orta Doğu Projesi'ni desteklemek için kullanılan maskelerden biriydi. BOP'un planları işlemesi için ABD'nin ekonomik açıdan süper güç olması lazımdı. Bunun için petrol zengini diktatör Irak biçilmiş kaftandı. Ayrıca Orta Doğu'yu kontrol etmek için Irak olabilecek en güzel seçimlerden biriydi. O dönem Irak'ta kurban kesilseydi, aktivistler yüzünden yine bir Irak çıkartması olurdu. ABD yalnızca kıvılcım bekliyordu. Kıvılcım yandığında ise odunları hazırdı bile. Yalnızca ABD değil, savaşın geldiğini gören silah kaçakçıları bayram etti. Bir gecede milyon dolarlar kazanıldı. Medyaya barış sloganları atan iş adamları, akşam sattığı keleşlerin paralarını sayıyordu. Bugün Saddam öldü ama elimizde olan tek şey Irak'ta çekilen rezil görüntüler ve medyadan gizlenen gerçekler. ABD'nin bir utanç kaynağı daha! Normal şartlarda en ufak kahramanlık hikayelerine destanlar yazan Amerikalılar, Irak rezaleti hakkında tek kelime edemezler. Bize kendi sözde tarihlerini yedirmeye devam ederler.
Ebu Gureyb'de yapılan insanlık dışı işkencelerin devamı bugün Filistin'de yaşanıyor. Peki bütün insanlığa ne deniyor? Hamas. Aman Hamas gelecek, aman kafamızı kesecekler, aman kadınları kapatacaklar... Tıpkı bundan 20 sene önce Irak'ta yaptıkları gibi. Aman kitle imha silahları var, aman Saddam ikinci Hitler olacak...
Yıllarca Almanya'da yaşananlar anlatıldı, Yahudiler günümüzde bile eziliyor dendi. Bugünkü şirketler aradan neredeyse 100 yıl geçse bile Nazi Almanya'sına karşı hassas davranıp tek kelime edenleri platformlarından uzaklaştırıyor. Hassaslıkları yalnızca spesifik olaylar için baş gösteriyor. Ebu Gureyb'de insanların günlerce aç susuz bir şekilde canlı canlı tabutlara konulduğunu, kış ayında çıplak bir şekilde piramit halinde dizip tazyikli su fışkırttıklarını, kadın erkek hatta çocuk demeden insanların ırzına geçtiklerini bugün hangi "duyarlı şirket" anlatıyor? Bu işkenceleri yaşayan insanları bugün hayattalar ve taşıdıkları izleri varın siz düşünün. Bugün Alman şapkası gördüğünde korkan insanlar üzerinden filmler, afişler, reklamlar, propagandalar yapılıyor. Bakalım bugün kamuflaj gördüğünde başını korumak isteyen insanları ne zaman konuşmaya başlayacaklar. Mavi Marmara olaylarında "Vah çok üzüldük, geçmiş olsun, kınıyoruz." dışında ne yapıldı? Güya NATO ülkesiyiz ama iki karış toprağı olan İsrail, Türk avına çıkıyor. Bugün NATO'nun sırf bu yüzden İsrail'e ultimatom vermesi gerekiyor. Gerçi kime kimi şikayet ediyoruz? Amerika'nın Orta Doğu'daki eyaletini şikayet ediyoruz. Yıllarca mağduru oynayıp insanları kör et sonra dilediğini yap. İkinci Dünya Savaşı'ndan en çok kârlı çıkan devlet Amerika olmuştur. Yalnızca 400 bin kayıp ve Dünya hakimiyeti. Kurşun bile yakmadan filmleriyle, Looney Tunes ile, müzikleriyle, çizgi romanlarıyla kendilerini bir anda kahraman ilan ettiler. Bir dönem Sovyetler Birliği hakkında övgüler yağdırırken Soğuk Savaş'ta bir anda eski dostları düşman oldu. Gerçi Soğuk Savaş bile Türkiye'ye kelimenin tam anlamıyla darbe vurdu...
II. Dünya Savaşı'nın ardından Sovyetler Birliği, Türkiye ile imzaladıkları Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşmasını yenilemeyeceğini bildirdi. Dünya'da kartlar yeniden dağıtılıyordu. Sovyetler bu hamleyle yayılmacı bir politika izlemek istiyordu. Elbette Amerika durumu önceden tespit edip, Türkiye'yi bu durumda koruma altına aldı. Aldı ama ne şartlar çerçevesinde?
Amerika tarafından Türkiye ve Yunanistan'a 400 milyon dolarlık yardımlar yapıldı (Truman Doktrini) Ayrıca Marshall yardımlarıyla Türkiye'nin cebine sıcak paralar aktarmaya devam ediyordu. Bu yardımlar birikiyor, Türkiye, Sovyetler ve Amerikalılar arasında sıkışmış bir şekilde ekonomisinin eriyişini izliyordu. Ya Sovyetlerin himayesine gireceklerdi ya da Amerika'ya yüklü miktarda para borçlanacaktı. Bu sebeple dışa bağımlılığımız da doğru oranda artıyordu. Amerikan mandasına girmemek için kan dökmüş bu topraklar, birkaç kağıt parçasını imzalayarak mandanın tam merkezine düşmüştü. Ayrıca 1951 yılında Adana'da ABD ordusuna ait İncirlik Hava Üssü kuruldu. Bu, bağımsızlığımıza vurulan kemerlerden yalnızca birisiydi. Türk halkı Amerikan kültürü ile tanışıyor, onların yaşam stilini öğreniyordu. Soğuk Savaş'ın verdiği komünizm karşıtı propagandalar Türkiye'yi ağır bir biçimde etkilemiş, kanayan yaralarımızdan biri olan sağ-sol çatışmalarının ana sebebi olmuştur. Türkiye yavaş yavaş Amerika'nın küçük bir şubesi haline geliyordu. Elbette o dönem Demokrat Parti'nin muhaliflere karşı tutumu, yaşanan kutuplaşmalar ve ekonomik sorunlar Adnan Menderes'in sonunu getirdi. Ve böylelikle henüz 30 yıllık cumhuriyette ilk kez bir başbakan idam edilmişti. Sadece Adnan Menderes değil, dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan da idam edilen devlet büyükleri arasındaydı. Cemal Gürsel'in yönetimine ABD neredeyse hiç sesini çıkarmamış ve Türkiye ile olan ilişkilerini hızını kaybetmeden devam ettirmişti. Yeni bir anayasa çıkarmış, Kıbrıs sorunlarından dolayı Yunanistan ile bir kez daha aramızı bozmuştuk.
Süleyman Demirel döneminde ABD ile olan ilişkilerimiz açıldı ve GAP projesiyle birlikte güçlü bir kalkınmaya hazırlandık. Turgut Özal, 1980 darbesinden sonra başbakanlığa atanmış ve Amerika ile güçlü ilişkiler geliştirmiştir. Avrupa Birliği'ne yakınlığıyla bilindi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk kez liberal bir yönetim anlayışı ile tanıştırdı. ABD ile olan yakınlığı eleştirilmiş, Hocalı katliamı yaşanırken mezhep siyaseti yapmış, "üç beş çapulcu için uğraşmaya değmez" diyerek teröre ses çıkarmamış, rüşveti yaygınlaştırmış ve sonucunda (her ne kadar kalp krizi dense de) zehirlenerek öldürülmüştür. Söylentiler Özal'ın Gladio yapılandırılmasında yer aldığı yönde olsa da operasyonu yapanların da Gladio olduğu hakkında söylentiler var.
Soğuk Savaş'ın bize getirdiği şeyler ekonomik buhran, darbeler, liberal siyasetçiler (hepsi olmasa da) ve Gladio'dan başka bir şey değildi. İşte içimize böylelikle yavaş yavaş girdi bu manda. Aynı zamanda FETÖ'nün palazlanması da bu dönemlerde başladığını hatırlatmak isterim. Sonrasını biliyorsunuz. Ani rejim değişikliği, BOP, ve Türkiye'nin tekrardan Cehennem çemberinde kalması. Yüz yıldır aynı senaryoyu yaşayan bir garip memleket.
Bu süreç içerisinde Amerikan medyası Rusya'yı ve Rus halkını aşağılamak dışında bir şey yapmadı. Namlu hangi milletin ucundaysa popüler kültürün maskarası o kavim oluyordu. Günümüzde bile çekilen sinema filmlerinde, internet dizilerinde kötü karakterler Rus oluyor. 2000'lerin başında bu namlunun ucu Müslümanlar üzerindeydi. Araplar, Türkler ve Ruslar arasında sürekli hedef değiştirdi. Bu da günümüz Türk medyasını ve halkını şekillendirdi elbette.
Günümüzde halk dezenformasyon operasyonunda dejenere olmuş, karanlığa itilmiştir. Enflasyon ile uğraşırken bir yandan tarihlerini unutmuş, unutturulmuştur. Duymak istediklerini duyuyor, doğruları söyleyenleri aforoz ediyor. Acı gerçekleri anlatanları birileri adamı olmakla itham ediyor ama kendileri Amerika'nın söylemlerini kullananların peşinden gidiyor. Milliyetçiliği, dini, halkı ve emekçiliği kullanarak Amerika'ya çalışanları kendi kurtarıcıları olarak görüyorlar. Aile kavramı git gide yok oluyor, Amerikan dayatması popüler kültürün artıklarını kendi yaşam tarzları haline getiriyorlar. Laiklik kavramının içi boşaltılmış, günahkarlık marjinallik sayılmıştır. Aynı şekilde milliyetçilik, vatanseverlik, ülkücülük kavramlarının içi boşaltılmıştır. Türk genci kendi kültürüne ait olmayan zehirli ideolojilerin peşinden gidiyor. Ayrıca maalesef hepsi tutarsız. Bunun tek sebebi ise içimize kadar girmiş olan bu Amerikan kültürü...
Adım başı adeta parazit gibi konumlanmış zincir restoranlar, kahveciler, tek gayesi kendi pis ideolojilerini empoze etmek olan internet dizileri ve filmleri, çürük müzikler ve baş belası internet çağı. Sosyal medya ünlüleri, dergiler ve şirketlerin politik doğrucu görüşleri halklara medeniyet yolu olarak empoze ediliyor. Günümüzde "kanaat önderleri" ve genç kesimin bir kısmı Türk kültürüne hakaretler ediyor ve bunun yüzünden öz tarihimize karalama operasyonları yapılıyor. Kimlerin elinde olduğu belli olmayan sosyal mecralarda, devletimizin içine kadar girmiş olan bu zehrin propagandası ve savunuculuğu yapılıyor. Günümüzde islamofobi, LGBT, küreselcilik, komünizm ve daha nice akımlar gençliğin önderliğini yapıyor. Ve bunlar başta oldukça kanlı başlayan bir emperyalizmin günümüzde oldukça yumuşatılmış ve virüs gibi yayılan bir kültür emperyalizmi sayesinde oluyor. Gündelik hayatımız onlara benziyor. Yediğimiz yemekten, içtiğimiz kahvelere, dinlediğimiz müziklerden, ilgi alanlarımız hatta giyimimize kadar neredeyse her şey tamamen güçlerin istediği gibi oluyor. Buna ses çıkaranları da bizzat kendi halkımız karşı çıkıyor. Yani bu emperyalistler istediğini elde etmiş, amaçlarına ulaşmıştır. Bahsettiğim gibi, günümüz Türkiye'si tamamen bir Amerika şubesi olmuştur.
Tebrik ederim, çok güzel bir yazı olmuş
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim <3
Sil